KASABAMIZA HOŞGELDİNİZ....!

                     

img295/7808/bannerkw1ei1.gif

 

 

 

 

 

 

 

                   img515/5295/anitoe1da2.jpg

 

Eski adı Eğret olan Anıtkaya, Afyon merkez ilçeye bağlı olup İhsaniye ve Sincanlı ilçe sınırları arasından Kütahya’ya uzanan Afyon-Kütahya karayolu üzerinde bulunmaktadır. Afyon’a 30 Kütahya’ya 70 km. uzaklıkta olan kasaba’ya en yakın ilçe İhsaniye’dir (10km). Kütahya’nın Altıntaş ilçesi(30km) ile Afyon’un Sinan Paşa ilçesi(25km) kasaba’ya yakın diğer ilçelerdir. Tarım İl Müdürlüğünün verilerine göre 90.000 dekar araziye sahip Anıtkaya, kuzeyden Susuz Osmaniye (İhsaniye), Cumalı (İhsaniye) ve Karaca Ahmet (İhsaniye), kuzey batıdan Yenice (İhsaniye), batıdan Olucak(Afyon-merkez) ve İl bulak dağı, güney batıdan Çatkuyu (Sincanlı) ve İl bulak dağı, güneyden Bayram Gazi(Afyon) ve Saadet(Afyon), doğudan Aşağı Tandırı (İhsaniye) ve Yukarı Tandırı (İhsaniye) köyleriyle komşudur.

 

 

img210/4930/3120020112556156105933iim5.jpg  

Nufusu: Bugün Anıtkaya Kasabası’nda yaklaşık 450 hanede 2500 kişi yaşamaktadır. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere Anıtkaya Kasabasında nüfus artışı görülmemektedir. Bunun nedeni özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşan büyük şehirlere göç hareketidir. Kasaba’dan, çoğunluğu İzmir olmak üzere Afyon ve Kütahya illerine göç yaşanmıştır. İzmir’de yaklaşık 400 hane Eğretli’nin bulunduğu tahmin edilmektedir.

 

İklimi: İç-Batı Anadolu’nun en yüksek kesimi olan Afyonkarahisar coğrafi şartları itibarıyla İç Anadolu’nun iklim şartlarını gösterir. Bu nedenle iklim tipik karasal iklim özelliğindedir. Kışları soğuk ve sert, yazları sıcak ve kuraktır. Havasının aşırı soğukluğundan dolayı “Afyon’un havası sert, insanı mert olur.”söylemi şöhret kazanmıştır.

 

Bitki Örtüsü: 90.000 dekar Anıtkaya arazisinin 80.000 dekar’ı kıraç tarım arazisi 10.000 dekar’ı da meradır. Dalgalı arazinin tarıma elverişli olmayan sarp ve taşlı kısımlarıyla köy sınırlarındaki bazı bölgeler kıranlarla(bozkırlarla) kaplıdır. Kasabanın batı kesiminde bulunan İl bulak dağı ise çok sık ve gür olmayan meşe ağaçlarıyla kaplıdır.

 

Dağları: Eğret Vadisi olarak bilinen ve dalgalı arazi tipinin görüldüğü Anıtkaya’nın deniz seviyesinden yüksekliği 1200-1500 m. arasında değişmektedir. Kasaba’nın 5 km batısında bulunan ve Kuzeyden güneye doğru uzanan İlbulakdağının zirvesini Resul Baba tepesi(1500m) oluşturmaktadır. İlbulak dağının güney ucunda bulunan Resul Baba tepesi, Afyon ovası, Sincanlı ovası, Eğret ovası ve İhsaniye ilçesi köylerinin çıplak gözle izlenebildiği stratejik bir konuma sahiptir.

                            C A M İ L E R İ Mİ Z :

 

Afyon Karahisar köy ve kasabalarından 300’ü aşkını Müslüman-Türk boyları tarafından kurulmuştur. Bunlardan birisi de Anıtkaya (Eğret) kasabasıdır. Nüfusunun tamamı Türk ve müslümandır. Kasabada muhtelif tarihlerde inşa edilmiş beş camii bulunmaktadır.

CUMA CAMİİ: Kervansarayın arka tarafında mezarlık girişinde bulunan camidir. Türkler yolculuk yapılan güzergah üzerinde konaklama merkezleri yapmayı adet edinmişlerdir. Eğret kervansarayı da Afyon-Kütahya ve Afyon-Eskişehir yol güzergahı üzerinde bulunan konaklama merkezlerinden biridir. Konaklama merkezleri üzerinde, asli ihtiyaçları karşılamak üzere kervansaray, çeşme, hamam ve camii inşa edilmiştir. Kasabanın ilk camiiolan Cuma Camiinin vakıf camii olduğunu arşiv belgelerinden öğrenmekteyiz. Eğretkervansarayıyla aynı tarihte inşa edildiği düşünülmektedir. Ulu camiinin yapımından sonra da Cuma namazları bu camide kılındığından Cuma camii ismini almıştır. Düşman işgali sırasında tahrip olan camii bir süre hizmete kapanmıştır. Hizmete kapalı olduğu dönemde camii çatısını ayakta tutan tarihi döşemeleri zayi edilmiştir.

ULU CAMİİ:Yapılış tarihi bilinmeyen Ulu Camii, kasabanın en büyük camiidir. Caminin bugünkü yapısı kurtuluş savaşından önce yöre halkının “ellik gavuru” dediği Osmanlı tebaasından gayr-ı müslimler tarafından yapılmıştır. Osmanlı imparatorluğunun son dönemlerinde Afyon’da 6000’den fazla Ermeni bulunduğu hatırlanırsa “ellik gavuru” denen inşaat ustalarının Ermeni olması ihtimal dahilindedir. Ulu caminin ellik gavurları tarafından yapıldığı yerde bundan önce de camii olduğu söylenmektedir. Kanaatimize göre bu görüşün doğruluk payı kuvvetlidir. Çünkü şu an Ulu Camiinin yanında tekkesi bulunan Hacı İbrahim ve onun soyu tekkenin bulunduğu yerde inşa ettikleri zaviye ile yıllarca gelip geçene karşılıksız hizmet vermişlerdir.1530 ve 1572 tarihli Tapu Tahrir defterlerindeki kayıtlarla Hacı İbrahim ve soyunun padişahın beraatıyla zaviye’de hizmet ettikleri sabittir. Zaviyeye gelenlerin ibadetlerini rahatlıkla yapabilmeleri amacıyla yakınına bir camii veya mescidin yapılmış olması mümkündür. Bununla birlikte 1898 nüfus sayımında Eğret köyü 1021 nüfusa sahip olduğuna göre en az iki camiinin varlığı kuvvet kazanmaktadır. 1977 yılında çatısı yıkılarak mevcut kubbe yapılmıştır.

 

YEŞİL CAMİİ VE YENİ CAMİİ:

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte bütün yurt sathında başlatılan muasırlaşma gayretleriyle Türkiye her geçen gün daha da ileri gitmiştir. Uzun yıllar savaşlar içinde yıpranan, yoksullaşan ve insan gücünün büyük kısmını kaybeden Türkiye halkının azim ve gayretiyle müreffeh bir geleceğe ulaşmayı başarmıştır. Bu gelişim süreci içerisinde Anıtkaya nüfusu da artmış buna bağlı olarak köy genişlemiş 1959’da ise belde olmuştur. 3000’lere ulaşan nüfusunun bir kısmı işsizlik nedeniyle İzmir başta olmak üzere başka şehirlere göç etmiştir. Nüfus artışı ve kasabanın genişlemiş olması dolayısıyla, uç mahallelerden merkezdeki iki camiye ulaşım özellikle ihtiyarlar açısından zorlaştığından yeni camilere ihtiyaç duyulmuştur.1960’lara gelindiğinde bu ihtiyaç kendini iyice hissettirdiğinden cami yapma girişimleri başlatılmıştır. Önce Yeşil Camii, 1962’li yıllarda da Yeni Camii inşa edilerek faaliyete geçirilmiştir.

 

 

 

 

FATİH CAMİİ:Kasabanın en son inşa edilen beşinci camisidir. 1996’lı yıllarda faaliyete geçmiş, 1998’de kadrolu imam tayin edilmiştir. Kasabanın diğer dört camisine en uzak mahalle, söğütçük mahallesi olarak bilinen doğu tarafıdır. Söğütçük Mahallesinde bulunan Fatih camii, aslında kasabada cami ihtiyacı olduğundan değil, her mahallenin bir camiye sahip olması arzusundan dolayı inşa edilmiştir. Böylelikle her mahallenin kolaylıkla ulaşabileceği birer camisi olmuştur.

 

Şehitliğin Yapıldığı Tarih: 1924

Bakımından sorumlu makam: Garnizon Komutanlığı

Şehit sayısı: 12


Kurtuluş şavaşımızı eşsiz bir zaferle düğümleyen Kocatepe’den gürleyerek ve coşarak bir sel gibi bu topraklardan Akdenize akıp giden büyük Taarruzda yoğun düşman kuvvetlerinin içine bir baskınla dalan ve boğaz boğaza amansız savaşlarla büyük zaferin yaratıcıları ve bu uğurda vatanları, onurları ve yurttaşları için canlarını feda eden sayısız kahramanların şehitliğidir. 28 Ağustos 1972, B. Alpkan

Bu taş 28 Ağustos 1922 muharabesinde Yunan Ordusunun hatt-ı ric’atini keserek arkalarından taaruz eden Türk Süvari kolordusunun bu civarda verdiği şehitler namına dikilmiştir. Kendilerine Canab-ı Hakk'ın rahmeti niyaz olunur.


İkinci süvari Fırkasından şehit zabitler:

13. Alay Kumandanı Binbaşı Şumnulu Galib Bey

13. Alaydan Yüzbaşı Rizeli Hasan Hüsnü Efendi

20. Alaydan mülazım-ı evvel Batumlu Ahmet Nidai Efendi

13. Alaydan mülazım Manisalı İshak Efendi

13. Alaydan mülazım Mersili Âtıf Efendi

20. Alaydan zabıt vekili Silifkeli Hüseyin Efendi

2. Alaydan Çavuş Antalya’nın Kızılkaya Nahiyesinden Mehmet Köse Ömer

2. AlaydanYabanabad’ın Bademli köyünden Mustafa Emin

2. Tümen Muhafız Aksaray Fetili(Fitli) köyünden Mehmet Durmuş

13. Alaydan Ilgın’ın Döger köyünden Halil Ömer

Konyanın Resul köyünden Mehmet Sait

Karacasu’nun Hacı Fakı Mahallesinden Galib Mustafa

Ketebehü Kamil

 

  ANITKAYA ŞEHİTLERİ (15)

Adı
Rütbesi
Doğum Tarihi
Şahadet Tarihi
Şahadet Yeri
Savaştığı Cephe

Ali oğlu Ahmet
Piyade Er
1290(1874)
11.11.1915
Maşka Hastanesi
Çanakkale Cephesi

Arsumanoğullarından Süleyman oğlu Arif
Er
1309(1909)
19.07.1921
Seyitgazi
İstiklal Savaşı, Garp Cephesi

Mehmetoğullarından Mehmed oğlu Halil
Er
1315(1915)
25.07.1921
Çalış Harbi
İstiklal Savaşı, Garp Cephesi


[15] Milli Savunma Bakanlığı Yayınları, Şehitlerimiz

Höyüğün sol eteğinde Kurtuluş Savaşı'nda 28 Ağustos günü 13. ve 20 alaylardan şehit olanlar medfundur.

Bu kitabede yer alan isimler dışında, Milli Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan Şehitlerimiz isimli eserde, aşağıdaki kahraman şehitlerin isimleri de yer almaktadır.

Eğr
et Anıtı'nda bulduk imzalarını
Andık savaşın diliyle son çağlarını
Lâkin alışıktılar silah seslerine
Üç-dört el ateş, bozmadı rüyalarını Gazileri, çevremizde halâ o çağın

Taşmış o günün şehitlerinden kucağın…
Dağ, taş, tepe vadi… Dolaşıp gördüm ki,
Ey Afyon, bir Anıtkabir her bucağın

 

ANITKAYA (EĞRET) KERVANSARAYI

Afyon ili, Merkez ilçeye bağlı, Anıtkaya kasabası içerisinde yer almaktadır. Eğimli bir alanda, dikdörtgen planlı ve kesme taş tekniği ile yapılmıştır. Taç kapısı çıkıntılı ve sütunlu yapılmış olup, hafif sivri kemerlidir. Kervansarayın üzeri düz dam tekniği ile kapatılmıştır. 

Dikdörtgen planlı kervansaray yaklaşık, 10x12 m. ölçülerinde ve 120 metrekarelik bir alan üzerine inşa edilmiştir. Dikdörtgen kesitli kalın moloz taş üzerine, kesme taş tekniği ile yapılan duvarlar, dam üzerinden biraz daha yüksekte yer almaktadır. Kervansarayın arka duvarının, orta bölümü diğer duvarlara oranla biraz daha yüksekçe yapılmıştır. Her iki yan duvarlarda ise yağmur sularının dışarı atılması için yapılmış taş oluklar bulunmaktadır. Yan duvarların birisinde ise mazgal penceresi bulunmaktadır. Kesme taş kaplamalar arasında devşirme malzeme olarak antik mimari parçalar göze çarpmaktadır. Öne ve yukarıya doğru çıkıntılı olarak yapılan taç kapısı dikdörtgen biçimindedir. Arazinin eğimi de göz önünde bulundurularak zeminden yüksekçe yapılan taç kapısının her iki yanında, göze hoş gelecek şekilde üç ayrı yükseklikte üç sütun yer almaktadır. Yine benzer şekilde sivri kemerli olarak yapılan giriş kapısı üzerinde iki küçük sütunca ve sütunca başlıklı, basık kemerli pencere şeklinde yazıt yeri bulunmaktadır. Girişte başlıklı olarak yerleştirilen sütunların üzerine kesme taştan, sivri kemerli taç kapısı oluşturulmuştur. Sütunların arası ve duvara gelen bölümleri kesme taş ile doldurulmuştur. Sivri kemerli portal kapısından girildiğinde, kare biçimli, kesme taş kaplamalı, dört çift fil ayağı üzerine oturtulmuş, dört bir yana açılan sivri kemerle üç bölümlü iç mekana geçilmektedir. Bölümler tonozlarla örtülmüştür. 
   

 Kendine özgü yapı biçimi, tarih içerisindeki yol güzergahları göz önünde bulundurulduğunda, Germiyan Beyi Süleyman Bey’in Afyonla olan ilişkisi nedeniyle Kütahya-Afyon arasındaki bu kervansarayı yaptırmış olabileceği tahmin edilmektedir. Beylikler dönemi, Germiyanoğlu Beyliği’ne ait olabileceği tahmin edilen Kervansaray’ın 14. yüzyılda yapıldığı ve 600 yıllık bir geçmişinin olduğu söylenebilir.      

 

 

YÖRESEL YEMEKLERİMİZ

Yöremiz insanı “can boğazdan gelir” düsturuyla kendine bakmasını bilmiştir. Eskiden köy ağaları hizmetlerinde çalıştıracakları işçileri seçerken ne kadar yediklerine bakarlar, çok ve hızlı yiyenleri tercih ederlermiş.

Yöremizde et, yemeklerin efendisi olarak bilinir. Bundan dolayı “et giren yeredert girmez” denilmiştir. Düğünlerin , bayramların , davetlerin ve mevlitlerin vazgeçilmez yemeği et ve etli yemeklerdir. Bununla birlikte yöremizde hamur işleri , sebze yemekleri , kuru gıdalar ve tatlı çeşitleri de bolca tüketilmektedir. Bu çerçevede yöremize özgü yemek çeşitlerine değinmek istiyoruz.

 

ET VE ET MAMÜLLERİ: Kurban bayramları etin evlere bol miktarda girdiği zamanlardır. Ayrıca yöre halkından besicilikle uğraşanlar hayvan kestirme zamanlarında evlerine bol miktarda et getirmektedirler. Bütün bunların olmadığı zamanlarda bile çeşitli şekillerde et ihtiyacı karşılanmaktadır. Yöre halkının evlerde beslediği kaz ve et tavuğu da bu ihtiyacı karşılamada önemli rol oynamaktadır. Şimdi etin kullanım tarzlarına geçebiliriz.


KAVURMA: Yöremize buzdolabı gelmeden önce çok yaygın olan kavurma işlemi halen rastlanan bir tarzdır. Aileler ellerine geçen bol miktardaki eti kıyma veya kuşbaşı şeklinde tepsilere koyarak mahalle fırınlarında kavururlar. Tuzlanmış etin kavrulmasıyla bozulması önlenerek uzun süre kullanımı sağlanmış olur.

SUCUK : Afyonkarahisar’da yaygın olan sucuk yapımına yöremizde de rastlanmaktadır. Sucuğun parçalanmadan mahalle fırınlarının taşlarında veya kağıda sarılmış bir şekilde kızgın fırın külüne gömülerek pişirilmesi tarzı yaygındır. Bu şekilde pişirilen sucuk gayet lezzetli olmaktadır.

KAZ ETİ ve KAZ YAĞI : Yöremizde bir çok aile et ihtiyacını karşılamak için az veya çok kaz beslenmektedir. Bunun yanında aynı amaçla et tavuğu besleyenler de bulunmaktadır. Kaz yetiştiriciliğinin yaygın olduğu köyümüz yabancılar tarafından kazlı köy olarak bilinmektedir. Kasabanın batısında bulunan kaz çayırı mevkii kaz sürülerinin oyalandığı yerlerdendir.

 

Özellikle kaz yetiştirilmesinin bazı sebepleri vardır. Beslenmiş bir kazın etinden ve suyundan faydalanılmaktadır. Kaz etinin lezzetli olması,bununla birlikte yağından ve suyundan da çeşitli şekillerde faydalanılması onu cazip bir yiyecek haline getirmiştir. Ayrıca bir kazın 5-10 nüfustan müteşekkil bir aileyi rahatlıkla doyurabilecek büyüklükte olması ona olan rağbeti daha da artırmaktadır.

Kaz etinin suyundan şu şekilde faydalanılmaktadır: Mayasız hamurdan yapılan ince ve geniş yufka, yöresel adıyla şepit üzerine dökülen kaz suyuyla tirit adı verilen yöresel yiyecek yapılır. Bu yiyecek genelde kaz eti yenmeden önce tüketilir.

Besili kaz bol miktarda yağ ihtiva etmektedir. Kaz kesildikten sonra yağ tabakaları ayrılır ve ocakta eritilir. Eritilen yağ kahvaltılarda margarin yerine kullanılmaktadır.

HAMUR İŞLERİ

BÜKME: Bir tür börektir. Su ve tuz katılarak yoğrulan undan elde edilen hamur oklavayla açılır. Ezilerek yağı çıkartılmış haşhaş açılan hamurun üstüne sürüldükten sonra eşit parçalara ayrılır. Kesilen parçalar üst üste konularak tekrar eşit parçalara bölünür. Bu parçalar oklava ve elle genişletilerek içine mercimek, peynir, ıspanak veya kıymadan hazırlanmış içler konulup kapatılır. Hazırlanmış malzeme tepsilere konarak mahalle fırınlarında pişirilir.

KATMER: Una su ve tuz katılıp yoğrulmasıyla elde edilen hamurdan büyük bir parça koparılarak oklavayla açılır. Açılan hamur üzerine ezilerek yağı çıkarılmış haşhaş sürüldükten sonra eşit parçalara ayrılan hamurlar üst üste konarak katlanır. Katlanmış parçalar eşit ikişer parçaya bölünür. Her parça tekrar oklavayla açılarak sac üzerinde pişirilir. Pişirilirken yanmaması için katmerin iki tarafına yağ sürülür. Bu şekilde pişen katmer servise hazır hale gelir.

BAZLAMA: Mayalı hamurdan yapılan bir yiyecektir. Mayalı hamurdan koparılan parçalar elle açılır. İstenirse açılan bu hamur içine ezilmiş haşhaş ,peynir ıspanak gibi şeyler konup kapatılarak tekrar elle açılır. Bu şekilde hazırlanmış bazlama sac üzerinde iki tarafına yağ sürülerek pişirilir.

KARA HELVA: Un yağda kavrularak güzelce kızartılır. Unun yanmamasına dikkat edilir. Un kahverengi bir renk alınca üzerine şeker ve su ilave edilip iyice karıştırılarak biraz daha pişirilir. Pişen helva soğuduktan sonra hazır hale gelir.

HÖŞMERİM: İçerisine margarin ve biraz da tuz katılarak kaynatılan süt ocaktan alınır,ılımaya başlayınca yaklaşık sütün yarısı miktarı un ve biraz da soda katılarak iyice karıştırılır. Tekrar ocağa konan malzeme karıştırılarak pişirilir. Bu aşamada katılaşmaya yüz tutan malzeme kulak memesi yumuşaklığına geldiğinde ocaktan indirilir. Soğuyunca yuvarlak şekiller verilerek üzerine kaymak sürülür. Tepsilere konan malzeme fırında pişirilir. Bu şekilde hazırlanmış yiyecek soğuyunca toz şekere banarak yenir.


ARABAŞI (ARAP AŞI): Genelde tavuk veya kaz suyunun bulunduğu zamanlarda yapılan yiyecektir. Arap aşı un ve suyla yapılan basit bir yemektir. Suyun içersine un konularak devamlı karıştırılır. Suyun ve unun devamlı karıştırılmasıyla pişirilen karışım muhallebi kıvamına gelince bir tepsiye dökülür ve soğumaya bırakılır. Soğuyarak donmuş bu yiyecek baklava tarzında kesilir,çeşitli baharatlar katılmış sıcak et suyuyla beraber yutulur. İnceliği çiğnenmeden yutulmasıdır.

BİŞİ: Hazırlanmış mayalı hamurdan kopartılan parçalar biraz açılarak kızdırılmış yağda kızartılır. Bişi genelde ölen yakınların kırkı ya da yıldönümlerinde camilerde dağıtılır.

HAŞHAŞ KARMASI: Afyonkarahisar şehrinin ismine yansıyan yörenin nev-i şahsına münhasır bir bitkidir haşhaş. Yöre halkı haşhaşı farklı tarzlarda değerlendirmektedir. Hemen bütün hamur hamur işlerinde kullanılabilen haşhaşın basit formüllerle kullanımı da söz konusudur. Haşhaş karması olarak bilinen yiyecek de basit bir karışımla elde edilen lezzetli bir yiyecektir. Haşhaş taşlarında ezilmiş haşhaşın içine bir miktar su ve toz şeker katılıp karışmasıyla elde edilen bir yiyecektir. Toz şeker yerine pekmez ve bal gibi sıvı tatlılarda kullanılabilir.

KÖDDÜ DOLMASI (KÖFTE DOLMASI): Köftelik bulgur (ince bulgur),et, soğan yumurta istenilen baharatların iyice yoğrulmasından sonra avuç içinde sıkılarak oluşturulan küçük parçaların kaynatılmış salçalı suda pişirilmesiyle yapılır. Köddü dolmasına genelde döğülerek parçalanmış et katılır. Etin kıyma şeklinde değil de , döğülerek hazırlanması dolmanın daha sıkı ve daha lezzetli olmasını sağlamaktadır.

AK DOLMA: Göce (buğdayın kırılmış şekli) ,çok az miktarda ince bulgur (düğü), nane ve tuzun sıcak suyla karılması suretiyle hazırlanır. Hazırlanan bu karışımdan kopartılan bu parçalar elde yuvarlanarak küçük parçalar haline getirilir. Bunlar kaynamış suda pişirilir. İçerisinde az miktarda su kalan bu yemeğin üzerine sarımsaklı yoğurt, bunun üzerine de yağda yakılmış pul biberi döküldükten sonra servise hazır hale gelir.

 

HAMIRAŞI: Bir makarna çeşidi olan hamıraşı’nın en büyük özelliği evlerde hazırlanmasıdır. Unun yumurta,tuz ve su katılarak yoğrulmasından oluşan hamurun oklavalarla açılıp ,üst üste getirilmiş demetlerin kesilmesi suretiyle hazırlanır. Bu malzeme tepsiler içinde mahalle fırınlarında kurutulur. Pişirmeye hazır hale gelen malzeme makarna gibi suya salınarak pişirilir. Genelde üzerine sarımsaklı yoğurt veya yağda pişirilmiş domates sosu dökülerek yenir.

MERCİMEK PİLAVI: Yöremizde yetiştirilen yeşil mercimekten yapılır. Kırılmamış yeşil mercimek suda kaynatılarak pişirildikten sonra üzerine az miktarda bulgur ilave edilir .Bulgurla birlikte iyice pişen yemek soğutularak servise hazır hale getirilir .Bu pilava da istenirse sos olarak yoğurt veya yağda kavrulmuş salça dökülebilir.

 

EKMEK AŞI: Genelde kurumuş ekmekleri değerlendirmek amacıyla yapılan bir yemektir. Doğranmış ekmeklerin üzerine dökülen sosla yemek hazır hale gelir .Bu yemeğin sosu şu şekilde hazırlanır:Yağda soğan kavrularak üzerine salça ilave edilir .Daha sonra sırasıyla patates , biber, domates ,,varsa kıyma konulur. Bunlar da iyice kavrulduktan sonra üzerine su ilave edilir .Ocaktan alınmadan önce de yumurta kırılarak iyice karıştırılır .Bu şekilde hazırlanmış sos doğranmış kuru ekmeklerin üzerine dökülerek yemek hazırlanmış olur.

NOKUL: Genelde, ekmek yapılırken, ekmek hamurundan yapılır. Mayalı hamurun içine, yağlanmış haşhaş konularak rulo şeklinde sarılır. Rulo şeklinde sarılan hamur, küçük parçalar halinde kesilerek tepsiye dizilir. Fırında pişirilerek hazırlanır

 

ANITKAYA'DA DÜĞÜNLER

Anadolu insanı nezdinde aile kurumu, kutsal bir müessesedir. Bu, en başta dini inançlardan, gelenek ve göreneklerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, aile müessesine giriş insan hayatının önemli dönüm noktalarından biridir. Zira, bıyıkları terlemeye yeni başlamış, hayatın gerçeklerini anlamaya yeni yeni başlayan delikanlının hayallerini çoğunlukla evlilik süslemektedir. Bu amaçla, kendisini evliliğe hazır hisseden genç hayatını paylaşabileceği birini seçer. Bu aşamadan sonra devreye gelenek ve görenekler, örf ve adetler girmektedir

Kız İsteme;

Kızın ve ailesinin ahlakî durumları ve itibarları değerlendirilir. Kız bulma, ailenin önceden tespiti ile evlenecek çocuklarına teklifleri ve bu teklifin kabul edilmesi şeklinde de gerçekleşebilir. Bu aşamadan sonra, kız evine dünür varılacağına dair haber gönderilir. Belirlenen günün akşamı erkeğin ailesi kız tarafına misafir olurlar. Mesele gündeme getirilerek, "Allah'ın emri ve peygamberin kavliyle" kıza talip olunur. Bu isteğe karşı kız ailesi düşünmek için zaman ister. Bu süre zarfında damat adayının uygun olup olmadığı değerlendirilir ve karara bağlanır. Karar aşamasında kıza da görüşü sorulur. Dünür gelen aile uygun görülmüşse ve kızın da rızası varsa genelde olumlu sonuç çıkar. Sonuç, ailelerin ve evlenecek adayların tavırlarına göre olumlu veya olumsuz olabilir.

Söz Kesme;

Kız isteme faslı olumlu sonuçlanmışsa, kararın açıklandığı akşam gelin kızın elinden söz kahvesi içilir. Sözün kesildiğine alamet olarak erkek tarafına "söz mendili" verilir. Ertesi gün akşam, erkek evi kadınları, börek, çerez, lokum, çay, şeker ve bir takım giyeceklerden oluşan hediyelerle kız evine misafir olur. Kız evi, misafirleri için hazırladıkları yöresel yiyecek bükme veya çöreği, ayran ve hoşafla birlikte ikram ederler. İkramdan sonra bu güzel hadiseyi kutlamak için oyunlar oynanarak eğlenilir.

Nişan;

İki aile arasında söz kesilmesinden sonra iki gencin birbirleriyle evlenmeyi düşündüklerini haber veren nişan merasimi gerçekleştirilir. Bu merasim, kız ve erkek tarafından bir çok insan katıldığından daha kapsamlıdır. Aileler arasında belirlenen nişan gününden önce hep birlikte alış verişe gidilir. Erkek tarafı, gelin kızı tepeden tırnağa giydirir, nişan yüzüğü ve saatiyle beraber takılarını alır. Kız tarafı da damat adayını giydirir, nişan yüzüğünü ve saatini alır. Nişan merasimi başlamadan önce, erkek tarafı gelin kız için aldıklarını tepsiler içinde gezdirerek kız tarafına götürür. Kız tarafı da damat adayı için aldıklarını aynı şekilde gezdirerek götürür. Merasimin icra edileceği günün akşamı kız evinde, her iki taraf davetlilerine ikramda bulunulur. İkramdan sonra, davetliler içinde bulunan imam efendi Kur'an okur, akabinde topluluğun da katılımıyla dua edilerek merasimin hayırlı olması temennisinde bulunulur.

Düğün;

Düğün öncesinde yapılan genel temizlikle aileler düğünün temiz ve güzel bir ortamda gerçekleşmesini sağlarlar. Ayrıca evde düğün olduğuna alamet olarak, bina rengarenk ışıklandırılır ve ayyıldızlı bayrak asılır.

Düğünde gelin ve damadın şıklığına ayrı bir önem verilir. Kına, kokusu ve görünümüyle, gelinin güzelliğine güzellik katan vazgeçilmez unsurdur. Saçı, elleri ve ayakları kınasız gelin düşünülemez. Yeni evli çiftlerin en büyük alametleri ellerinin kınasıdır. Onun için "kına yakma" düğünlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Kına, düğünden bir hafta önce, pazar akşamı saçlara, gelin indirme gününden bir gün önce, cumartesi akşamı el ve ayaklara yakılır. Gelinin başına kına vurulduktan bir gün sonra hamama gidilir. Hamama gitme geleneği de düğünlerin en neşeli taraflarındandır. Hamama, gelin başına kına vurulduktan sonra erkek ve kız tarafından az kişi gider; düğün öncesi, cuma günü ise her iki tarafın düğüncüleri toplu halde giderler. 

 

 

    EL EMEĞİ GÖZ NURU

AHŞAP İŞÇİLİĞİ / HAKKÂKLIK;


Kalan bazı malzemelere bakarak, Anıtkaya'da bir zamanlar gelişkin bir ahşap işçiliğinin olduğunu söylemek mümkündür. Her yerde olduğu gibi el emeğine dayanan hakkâklık ve dokumacılık gibi el sanatları burada da bitmiş. Geriye kalan ve ömrünü tamamlamak üzere olan birkaç örnek de belki bir kaç sene içinde tamamen yok olacak ya da işe yaramadığı gerekçesiyle insanlar tafından yok edilecek.

Çalışmalarımız esnasında bulduğumuz örnek, bir zamanlar Hatipoğlu Konağı adıyla meşhur olan, bugün kendi halinde tipik bir Anıtkaya eviydi. Bu konak, yıllarca oda olarak hizmet etmiş Anıtkayalılara. İşgal günlerinde evin hemen karşısındaki Ulucami, Yunan askerine hastane, ev de Yunanlı bir generale karargah merkezi olmuş.

Bu evin yapılışıha ait bir tarih bulmak mümkün olmadı. Yaşlıların verebildiği tek bilgi ise "çok eski" oldu. Merdivenler, kapılar, odalardaki dolaplar bir miktar deforme olmuş da olsa bu ev orijinalliğinden bir şey kaybetmemiş. Kapılardaki oymalar ve üzerlerindeki küçük kapı tokmakları halâ sağlam. Asıl göz alıcı güzellik, evin salon tavanında göze çarpmakta. Salon tavanı baştan başa dantel gibi işlenmiş ve bu işleme orijinal renklerini muhafaza ediyor. *

Bugün Anıtkaya'da Cuma Camii adlı bir cami mevcut. Halktan bazılarına göre bu camiin Kervansarayla birlikte inşa edilmiş. Yılların yıprattığı cami yakın tarihte, tamamen yıkılarak yeniden inşa edilmiş. Bu yenileme esnasında büyük bir trajedi yaşanmış. Çünkü bu cami tamamen ahşap bir yapıymış. Eskimiş olduğu düşünülen tüm malzeme, süslemeler dahil, kırılarak yine kervansarayla birlikte yapıldığı söylenen ve bugün ilkokulun kalorifer dairesi olarak kullanılan hamamda yakılmış. Belki de bu cami ahşap işçiliğinin Anıtkaya'daki şaheseriydi

ÇEYİZLER;

Çeyiz, Anadolu'nun tüm bölgelerinde, genç kızlar tarafından evliliğe hazırlık ve aynı zamanda maharet gösterisi olarak hazırlanan her türlü dokuma, örme ve işleme sanatıdır. Yapılan işlere sanat demekte bir beis yok. Zira, Anadolu kızlarının yaptığı bu tür işler, bir ressamın resmindeki renkler kadar uyumlu ve zengindir. Belki bir sanat akımına ya da felsefeye bağlı olarak çıkmamışlar ortaya. Yapanlarının da sanat kaygıları yok zaten. Biraz da bir ihtiyacı karşılamak, bir ev kurmak, yuva yapmak amaçlarına yönelikler ve tüm bunlar yapılırken en güzelini ortaya koymak başlıca amaç. Ama hepsinde de büyük bir el emeği, göz nuru hakim. Her nakış ve her motifi duygu dolu. Bu yönüyle bir çok ressamın yaptığından daha zengin ve daha sıcak...

 

 

 

 


 

 



Dokunan kıyafetler arasında çocuklara ayrılan pay büyük. Kazaklar, eldivenler, çoraplar genelde onlar için. Örülen dantel havlu kenarları ve değişik amaçlı örtüler tüm hane halkına, belki de gelecek misafirlere. Başörtülere işlenmiş kenarlıklar kaynana başta olmak üzere tüm kadınlara. Yastık kılıfları ve kenarlıkları ise "bir yastıkta kocama" temennilerinin bir sembolü olarak erlere.

Motifler genelde doğadan alınarak birazcık stilize edilmiş. Birinci sırada gül olmak üzere çiçekler en çok rağbet edilen motif ve neredeyse hepsinin yanına bir yaprak kondurmak bu işin estetik geleneği olmuş. Soyut motifler de yok değil. Ama tüm duyguları anlatan bir motif var ki adeta o olmadan çeyiz tamamlanmıyor: Kalp

Bizlere çeyiz sandıklarını açan ve fotoğraf çekimlerinde yardımcı olan hatta yol gösteren "gelinkız"lara teşekkürler...

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !