ABDULLAH ÇATLI

 

img201/3808/asenaezgipusatde3.gif

 

 

img142/5950/titreyenuchilalgl6.gif setImgWidth();

 

 

 

                                                                                                   

img149/6510/kurtky8.gif 
                                                                                    

turkiyebouge.gif      

      OL deyince olduran, nimetleriyle besleyen ; öldürüp hesaba çekecek olan din günün sahibi; koruyan bagisliyan yüce Allah'in adiyla... Mutlak kudret sahibi Allah'a binlerce hamd olsun..     Salat ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen; iki dünyada rehberimiz, rahmet ve iman peygamberi Resulullah Efendimize; onun sanli ashabina, âlimlere, sehitlere ve gâzilere olsun!     Can Ülküdasim      ...! de oturan bir genç ülküdasimizdan aldigim mektubu okuduktan sonra yaziyorum bu satirlari.O gencin mektubunu okurken yüregim büyük acilarla kivrandi. Mektubu bitirdikten sonra uzun bir süre kendime gelemedim.   Genç ülküdasimizin dile getirdigi meseleler asilinda bütün ülkücülerin gündemlerinde tutulmalidir.
         Bu kardesimiz mektubunda diyor ki;
         "...Ülkücülük bu mu agabey! Biyigi asagi sakittin mi, yakana bozkurtlu rozet, boynuna bozkurtlu kolye taktin mi ülkücü mü oluyorsun? Ben kolye, rozet ve yüzük gibi seylere karsi degilim, hatta bunlari takanlar samimi olarak davalarini yasiyorlarsa saygi bile duyuyorum. Ama, fikir namina tamtakir olan, ayrica harekeleri ülkücülüge yakismayan kimselerde bunlari görünce son derece öfkeleniyorum. Zaten üzerlerinde bozkurt isareti tasidiklari halde çirkin davranislarda bulunanlarin ülkücü olduklarina kesinlikle innmiyorum. Bunlar olsa olsa ülkücüleri halkin gözüne kötü göstermek isteyen art niyetli kisilerdir..."
       Sevgili kardesim
       Bu delikanli diyor ki; "Ben ülkücülerin atesten gömlek giydigi 12 Eylül öncesinde küçük bir çocuktum. Amcam ve arkadaslarindan ülkücülerin serefli mücadelerini dinliye dinliye bu kutlu yola sevdalandim. Su anda liseyi bitirmek üzere olan bir genç olarak bazi ülkücülerin hâllerine çok üzülüyor ve ülkücülük bu mu diyorum..."
       Delikanlinin öze dönük elestirileri ve hakli sitemleri su sekilde devam ediyor.
       "Ülkücülügü lekeleyen bazi tipler var diye, ülkücü hareketten kopacak degilim. Beni hiç kimse ülkücüyapmadi. Ben okuyarak, arastirarak, tabiri caizse kili kirk yararak bu yola girdim ve bütün dünya karsima gecerek <> dese, yine de bu mukaddes yoldan vazgeçmiyecegim... Allah rizasini kazanmak için canla basla çalisan gerçek dava adami agabeylerime; Türk esir olmasin, vatan bölünmesin,; ezan susmasin, bayrak inmesin diye topragin kara bagrina giren aziz sehitlerimize layik olmaya çalisacagim.
       Bizden evvel ülkücü olanlar çok çile çekmis; okulundan, isinden atilmis; günlerce mahallelerine girememis; kahpe kursunlarla vucutlari delik desik edilmis... Bize ne oluyor! Bu kadar rahat bir hayat yasamamiza ragmen kendimizi fikir bakimindan yetistirmiyoruz. Yarin bir ateistle, koministle, mezhepsizle, milliyetsizle tartismaya gireskek düsüncelerimizi anlatabilecek miyiz?..."
      Degerli kardesim,
       Böyle genç yasata bu kadar ince düsünebilen ülkücülerin var olmasi bizleri gururlandiriyor. Bu gencin sözlerine hak vermemek mümkün mü. Maalesef, bu delikanlinin bahsettigi olumsuzluklar içinde debelenen arkadaslarimiz var. Bunlarin çogu iyi niyetli olsalar da bilgisiz olmalari sebebiyle davamiza zarar veriyorlar. Bu genç kardesimizin mektubundan biraz daha alinti yapmak istiyorum. Gencimiz diyor ki:
       "...Bu nasil ülkücülük Allah askina!
       Ülkücü, Cenab-i Allah'in nizamini yeryüzüne yaymayi gaye edinmistir. Ílâyi kelimetullah ve nizam-i âlem davasi ugruna maliyla, caniyla; her seyiyle mücadele etmeye söz vermis olan ülkücüler, namazsiz.niyazsiz olabilir mi?
       Bir insanin kalbini kirmayi, Cenab-i Hakk'a itaatsizlik olarak degerlendiren ülkücüler, gönüllere korku, nefret salabilir mi?
       Annesini, babasini, akrabalarini, komsularini inciten insan ülkücü olabilir mi?
       Ülkücüler, <> degil midir?
       Türk milletini ilimde, teknikte, maneviyatta dünya milliyetlerinin en önüne geçirmeyi hedefleyen ülkücüler, kahvehanelerde vakit öldürebilir; caddelerde aylak aylak dolasabilir mi?
       <> diyen ülkücüler, vatan ve millet sevgisini herkesten daha çok tasimiyorlar mi?
       Ülkücü, Kuran-i Kerim'de ve hasisi seriflerde tarif edilen Íslâm ahlâkinin örnek yasaticisi degil midir? Ülkücüyü uzaktan görenler onun yasayisina imrenmeli, <> demelidir.
       Ülkücü, sanli ecdadimiz gibi hürriyete esir olmamali; maddî-manevî her türlü kölelige karsi çikmalidir.
       Ülkücü, kendi menfaati ile toplumun menfaati çatistiginda derhal toplumdan yana fedakârlik yapabilmeli; kendi hakkini yedirmiyecegi gibi, milletin hakkini da kimseye gasbettirmemelidir.   
                        
    img115/741/adszav5.png
     
                             

                                                                               


    ZEKİ ÇATLI, ABİSİ ABDULLAH ÇATLI İLE İLGİLİ BİLİNMEYENLERİ ANLATTI...


    Susurluk skandalının baş aktörlerinden Sedat Bucak'ın yılardır sakladığı "gizli belgeleri" mahkemeye vermesinden sonra Abdullah Çatlı'nın adı yeniden gündeme geldi. Çatlı'nın kardeşi Zeki Çatlı ile yapılan mülakat, Star Gazetesinde üç güne yayılarak yayınlandı. İşte o görüşmenin tamamı...
    08 Ekim 2004 Cuma 10:51

     

    ERSİN YILANCI/STAR

    SUSURLUK kazasında yaşamını yitiren Abdullah Çatlı adı, 8 yıl sonra eski milletvekili Sedat Bucak’ın İstanbul’da mahkemeye verdiği belge ve fotoğraflarla gündeme geldi. Çatlı’nın generaller de dahil, kamu görevlileriyle birlikte fotoğrafları da kasaya kilitlendi. Kimisinin ‘Kahraman’ olarak nitelediği Abdullah Çatlı’nın kardeşi Zeki Çatlı, ağabeyine ilişkin bilinmeyenleri star’a açıkladı. İşte Zeki Çatlı’nın söyledikleri:

    ·  Hep susmayı tercih ettiniz. Bu söylenen ve yazılanlara karşı sözünüz ne?

    n Abimle ilgili konuşanların çoğu 12 Eylül öncesinin ideolojik saplantılarından kaynaklanan öc alma duygusuyla heraket ettiler. Onlara göre abim çete mensubu. Bana göre ise vatan için savaşan bir kahraman.

    ·  Tüm iddialar bir yalan mı?

    n
    Acılarla dolu bir dönemin bütün faturasını ödetmeye çalışıyorlar. Zamanında onu görünce saygıdan düğmelerini ilikleyen ya da korkudan sokak değiştirenler, kazadan sonra bol bol ahkam kestiler. Buna bazı üst düzey siyasilerde dahil.

    Bucak kader arkadaşıydı

    ·  Sedat Bucak’ın mahkemeye sunduğu belgelerden haberiniz var mıydı?

    ·  Abimin içinde bazı önemli belgeleri taşıdığı açık kahverengi bir çantası vardı. Kaza sırasında muhtemelen bu çanta her zaman olduğu gibi yanındaydı. Sedat Bucak’ın abimle kader birliği yapmış bir insan olarak elinde olan bir takım bilgi ve belgeleri kendini koruma refleksi adına mahkemeye veya başka bir yere sunma hakkına haiz olduğunu düşünüyorum.

    ·  Yani Bucak’ın böyle davranmasının sizce herhangi bir sakıncası yok...

    ·  Yok çünkü bu insanlar gerektiğinde ölümü paylaştılar.

    ·  Peki neden 8 yıl bekledi?

    n Bucak’ta da devlet terbiyesi olduğu için kanımca bugüne kadar bunları vermemek için dişini sıktı, ama iş son haddine gelince gene de gizli kalması şartıyla mahkemeye sunmaya mecbur kaldı.

    Ağca’yı yurtdışına kaçırdı

    n
    Genarellerin de yer aldığı fotoğrafları siz daha önce görmüş müydünüz?

    n Vatan için kurşun atanlar, hainleri yok etmek isteyenler, başta kahraman mehmetçik ve onların komutanlarıyla, değerli emniyet mensuplarının yoluyla elbette başka bir şekilde bu yolda koşan abim gibi insanlarla kesişecektir. O nedenle beraber fotoğraf çektirmelerinden daha doğal birşey yok.

    ·  Ama abiniz aranan bir isim!

    ·  O çok önemli değil. Çünkü üniformalı veya üniformasız, resmi yada gayri resmi olsunlar amaçları aynı. Vatan için canını ortaya koymak.

    ·  Abdullah Çatlı’nın adı geçtiğinde ilk akla gelen Bahçelievler katliamı. Size bu olayla ilgili neler anlatmıştı?

    ·  Bahçelievler olayıyla bir ilgisinin olduğunu hiç sanmıyorum. Zaten kendisi bir keresinde bu işe karışmadığını söylemişti. Başkanlık makamındaki bir kişinin öyle bir olaya gireceğine hiç ihtimal vermiyorum. Yazılanların hiçbirisi doğru değil. 12 Eylül öncesinin en karanlık sayfalarından olan bu acı olayın bugüne kadar doğru dürüst araştırıldığını sanmıyorum.

    ·  Peki mahkeme tutanakları...

    ·  İşkenceyle alınmış ifadelere ne kadar inanabilirsiniz ki!

    ·  Ya İpekçi suikastı?

    n Bu olaya karışması bir yana İpekçi’nin öldürüldüğünü duyunca çok kızdığını ve öyle şeylere gerek olmadığını söylediğini biliyorum.

    ·  Madem abinizin ilgisi yok öyleyse neden bu olaylara hep adı karıştı?

    ·  Lider kadrodan olmasının bunda payı olduğunu düşünüyorum. Herkes kafasına göre bir senaryo yazıyor. Ve en uygun rollere de abimin ismini yazdılar. Hayali senaryolara karşı nasıl bir cevap verilebilir ki!

    ·  Ağca’yla ilişkisi yok muydu yani?

    ·  12 Eylül darbesinden sonra biz bir an önce yurt dışına çıkması için baskı yaparken o önce arkadaşlarının kaçması için çalışıyor, ‘kimseye herkesten önce Çatlı kaçtı dedirtmem’ diyordu. Yurt dışına kaçmasını sağladığı arkadaşlarından birisi de evet Ağca’dır. Ağca’ya bizzat pasaport sağlayan ve onu yurtdışına kaçıran kişi abimdir.

    ·  Ağca’nın abinizin gözündeki farkı neydi? İpekçi suikastıyla ilgisi var mı?

    ·  Hayır hayır hiçbir ilgisi yok. Ağca abim için sadece aranan herhangi bir ülkücüydü. Yoksa kaçırdığı tek kişi o değildi.

    ·  Ama yolları daha sonra Papa suikastında kesişti!

    ·  Papa olayında abimin hiçbir katkısı olmadığı gibi mahkemede de Ağca’yı çok sert bir şekilde azarlamıştır. Hatta abim hakimin ‘sen bunun Türkiye’den kaçmasına yardımcı oldun. Papa’yı öldürseydi burdan da kaçmasına yardımcı olur muydun’ şeklindeki sorusuna ‘hayır önce Ağca’yı ben vururdum’ diye cevap vermiştir.

    Bir yıl Nevşehir’de saklandı

    ·  Ağca’yla ne zaman tanışmışlar?

    ·  Ağca’nın kaçması sırasında. Ondan önce bir tanışıklıkları yok.

    ·  Kaçmasına yardım ettiği bir kişiyi daha önce tanımaması tuhaf değil mi?

    ·  Ağca’nın bir özelliği yok ki abim için. Sadece yardıma ihtiyacı olan herhangi bir ülküdaşı. Özel ilişki aramanın anlamı yok.

    ·  Ağca’nın Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırılmasında rolü yok muydu?

    ·  Var da demiyorum, yok da. Onu sadece bilmesi gerekenler biliyordur.

    ·  Kim onlar?

    ·  Hiçbir bilgim yok.

    ·  Abiniz ne zaman yurtdışına çıktı? Yengeniz TBMM Susurluk Komisyonu’na ‘darbeden 20 gün sonra’ demişti.

    ·  Hayır o bilgi yanlış. 20 gün değil 1 yıl sonra, 1981’de. Çünkü abim tüm kaçak arkadaşlarının sağsalim yurtdışına çıkmasını sağladıktan sonra ancak kendisinin ülkeyi terk edeceğini düşünüyordu. Ama bıçağın kemiğe dayandığını düşündüğü, ülkede rahatça gezemediği ve yakınlarına darbe yönetimince yapılan baskı dozunu artırdığı zaman ülkeyi terk etti. 81’in kurban bayramını bizimle geçirdikten sonra gitti.

    ·  1 yıl boyunca nerelerde sakladı?

    ·  En az Nevşehir olmak üzere çeşitli vilayetlerde tanıdıklarının yanında.

    ·  Yurtdışına hangi yollardan çıktı?

    ·  Net bir bilgim yok.

    ·  Yalnız mıydı? Eşi ve çocukları...

    ·  Tekti. Onlar sonra yanına gittiler.

    Trenden atlayarak kaçtı

    ·  İlk gittiği ülke neresiydi?

    n Avusturya’dan başladı, sonra İsviçre ve Fransa’ya geçti. İngiltere’ye geçme teşebbüsü olmuş ama başaramamış. Bir ara polis cebindeki kimliği ve paraları alıp yanına da 2-3 güvenlik mensubunu katarak trene bindirip yollamış. Ama abim trenden atlayarak onları Yugoslavya’da atlatıyor ve arkadaşlarını arayarak kendisini almalarını söylüyor. Sonra başka ülkelere geçiş yapıyor.

    ·  Abinizin yurt dışında ilk zamanlardaki yaşamı hakkında neler biliyorsunuz? Örneğin geçimini nasıl sağladı?

    Tarlada, benzincide çalışmış

    ·  İlk yıllarda bir kaç kez babam para gönderdi. Abim oradaki tanıdıklardan para alıyordu, onların yakınlarına da biz buradan paralarını veriyorduk. Bir nevi takas yani.

    Kendisi bir işte çalışmadı mı? 

    Bir benzinlikte tanker yıkarken ve tarlalarda çalışırken kendisini görenler var. Yani öyle lüks içinde bir yaşamı falan yok. 

     

     


     Büyük Reis Abdullah Çatlı'yı rahmetle anıyoruz

    Büyük Reis Abdullah Çatlı'yı rahmetle anıyoruz Ülkücü Hareket

    Büyük Reis Abdullah ÇATLI 3 Kasim 1996 da hakka yürümüstür

    Abdullah ÇATLI kirk yasindaydi. Turan ülkesi kadar büyük bir akrep isirmisti beynini. Ümmet cografyasi kadar genis bir kor düsmüstü yüregine.

    Ülküleri için yasadi. Ülkesi için öldü. O sadece Gökçenimizin ve Selcenimizin babasiydi...

    Abdullah ÇATLI ondan gelen ve ona dönen her fani gibi ölüme yürüdü. Ardindan çok sey söylendi. Ruhunu muazzep, ailesi ve dostlarini müteessir kilacak çok seyler yazildi....



    Bilmeye çalisti herkes onu... Ögrenmeye çalisti..Lakin kimse anlamaya gayret etmedi.

    "Mafya" dedikleri çirkefe ne tenezzül gösterdi, ne de bu kavrami bir lahza olsun telaffuz etti.

    Yillar var ki, ülkemiz örtülü bir savas içinde. ABDULLAH ÇATLI bu savasta yan tuttu. Yan tutmakla kalmadi, risk aldi, bedel verdi.

    Kimileri deniz gibi köpürür,
    Kimileri dalga dalga secdede,
    Kimileri kiliç gibi savasiyor,
    Kimileri kanimizi içmede.

    diyordu ya, hani sair. ABDULLAH ÇATLI kiliç gibi savasti, onurlu bir ömür sürdü. Hakka yürüdü. Mevla rahmet eylesin.

    Ruhun Sad Mekanin Cennet olsun BÜYÜK REIS...

    EY KARA TOPRAK ÇATLASANDA HER ZERREN SOGUKTAN,

    SANA SEREFSIZCE DÖNMEYECEGIM !

     

     

     

    EFSANE REİS ÇATLI ANISINA

    Yardan uzak candan uzak senden uzak olmuşuz
    Bağcı saymışlar da bizi gülden uzak yolmuşuz
    Kalırmıyız gayrı yolda
    Çiçeğimiz artık dağda açar olmuş ey sevdalım
    Şerre yasak olmuşuz

    Dağları aşarız elbet
    Sel olup taşarız elbet
    Hangi güç tutacak bizi

    Gün gelir döneriz elbet
    Ah anam ak ellerinden öperiz elbet

    Güller bize biz güllere hasret kalsak ne olur
    Vatan deyip derdimize bin dert katsak ne olur
    Tanırmıyız gayrı engel
    Ödemişiz bunca bedel
    Neler bitti bu da biter
    Kara sevda olmuşuz

    Dağları aşarız elbet
    Sel olup taşarız elbet
    Hangi güç tutacak bizi

    Gün gelir döneriz elbet
    Ah anam ak ellerinden öperiz elbet


     

                                                                                                             

     

    Korkut Eken Kimdir?

    1945 yılında Ankara'da doğan Korkut Eken, 1963 yılında Kara Harp Okulu'na girdi ve 1965'te mezun oldu.

    Komando Tugayı, Hava İndirme Tugayı, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı gibi birliklerde Takım ve Bölük Komutanlıkları yaptı.

    Kıbrıs Barış Harekatı öncesi, Ada'daki mücahitleri örgütleyerek harekat öncesi alt yapının oluşturulmasında aktif görev aldı. Hava İndirme Tugayı'nda görevliyken, 20 Temmuz 1974 sabahı paraşütçü birliklerle Kıbrıs'a havadan atlayarak Kıbrıs Barış Harekatı'na katıldı ve Şerit Rozet Beratı ile ödüllendirildi.

    1978 yılında üstün eğitimli subay ve astsubaylardan oluşan Özel Harp Dairesi Özel Birlik Komutanlığı'na atandı ve Özel Birlik Komutan Yardımcılığı'na kadar yükseldi. Bu görevdeyken çeşitli yurtdışı kurslara katıldı.

    1980 yılında Diyarbakır'a kaçırılan THY uçağının kurtarılması operasyonuna Tim Komutanı olarak katıldı. Türkiye'de ilk defa gerçekleştirilen uçaktan rehine kurtarma operasyonunda teroristleri etkisiz hale getirip yolcuları kurtardı, başarısı zamanın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren tarafından ödüllendirildi.

    1982 yılında Polis Özel Timlerinin kurulmasıyla ilgili görev aldı ve rehineli harekata yönelik 40 kişilik özel bir tim yetiştirdi.

    PKK'nın 1984 yılında Eruh baskını ile başlayan eylemlerine karşı, birliği ile birlikte Siirt ve Sason bölgelerinde görevlendirildi. 1986 yılına kadar devam eden bu görevi sırasında sayısız sıcak çatışmaya girdi. Sözkonusu operasyonlarla birçok üst düzey PKK'lı teröristin ölü veya diri yakalanmasında önemli rol oynarken, kendi timinden de çok sayıda şehit verdi. Bu mücadele sırasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin en önemli madalyası olan Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası ile Başarı Madalyası ayrıca çok sayıda takdirname aldı.

    Özel Harp Dairesi'ndeki 1981-1986 yılları arasındaki görevi sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Timlerinin oluşturulması ve eğitiminde görev aldı. Bu çalışmalardan dolayı, zamanın Başbakanı Turgut Özal tarafından ödüllendirildi.

    img349/9720/kkou3.png

    1987 yılında Yarbay rütbesindeyken Türk Silahlı Kuvvetleri'nden kendi isteğiyle emekliye ayrıldı ve MİT Güvenlik Dairesi Başkan Yardımcısı olarak göreve başladı. Bu görevi süresince çok gizli operasyonlara katıldı. Basına sızan ünlü MİT raporunu hazırlayan dairede görevli olduğu için soruşturma geçirdi ve 1988 yılında kendi isteğiyle MİT'ten ayrıldı.

    MİT'ten birlikte ayrıldığı Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür ile birlikte 1988 - 1990 yılları arasında serbest ticaret yaptı, ardından 1990 yılında müfettiş olarak BOTAŞ'a girdi.

    1993 yılında Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın daveti üzerine Emmniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Özel Harekat Timleri'nin yeniden teçhizatlandırılması ve eğitimi çalışmalarının organizasyonunu gerçekleştirdi. 1993 - 1996 yılları arasında , müşterek operasyonların organizasyonu yaptı. Aynı dönemde, Güneydoğu'daki etkin aşiretleri PKK'ya karşı mücadele için silahlandırdı ve eğitti.

    1996 yılındaki Susurluk kazasının ardından "cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve bu teşekkülü yönetmek" suçundan 6 yıl hapse mahkum edildi ve 1 Mart 2002 tarihinde cezaevine girdi.

    Samsun Terme nüfusuna kayıtlı Korkut Eken, evli ve 3 çocuk babası.

     

     

    Yorum Yaz
    Arkadaşların Burada !
    Arkadaşların Burada !